
Bazen bir kitabı okurken farkında olmadan kendi içimize doğru küçük bir yolculuğa çıkarız. Yeşim Türköz’ün Büyü Dükkânı kitabı da benim için tam olarak böyle bir okuma deneyimi oldu. Kitabı bitirdikten sonra aklımda tek bir soru kaldı: Hayatımda tek bir şeyi değiştirme şansım olsaydı gerçekten neyi değiştirmek isterdim? İlk bakışta masalsı ve fantastik bir hikâyeye adım atacakmışız gibi görünse de sayfalar ilerledikçe kitabın aslında hepimizin çok yakından tanıdığı duygulara dokunduğunu fark ediyoruz: eksiklik hissi, değişme isteği, korkular, beklentiler ve kendimizi daha iyi anlama çabası.
Kitabın merkezinde “Büyü Dükkânı” adı verilen sembolik bir mekân var. Ancak burayı sadece dileklerin gerçekleştiği fantastik bir yer gibi düşünmek, bence eksik kalır. Bana göre bu dükkân, insanın kendi iç dünyasına açılan bir kapı gibi. Dükkâna gelen herkes bir şeyini değiştirmek, bir yükünden kurtulmak ya da hayatına yeni bir şey katmak istiyor. Bu da çok tanıdık bir duygu; çünkü çoğumuz zaman zaman kendimizi, değiştirmek istediğimiz özelliklerimizin listesini yaparken buluyoruz. Fakat kitap ilerledikçe karşımıza çok daha derin bir soru çıkıyor: “Gerçekten değiştirmek istediğim şey ne?”. Çünkü bazen istediğimizi sandığımız şey, aslında ihtiyacımız olan şey olmayabilir. Mesela daha özgüvenli olmak istediğimizi düşünürüz ama belki de asıl ihtiyacımız, başkalarının onayına daha az ihtiyaç duymaktır. Daha başarılı olmak isteriz ama belki de başarısız olduğumuzda bile değerli olduğumuzu hatırlamamız gerekiyordur. Bu yüzden Büyü Dükkânı, okuyucuya hazır cevaplar sunmaktan çok, kendi cevaplarını bulması için alan açan bir kitap gibi hissettiriyor.
Kitabın en sevdiğim yanlarından biri, “büyü” kavramına bambaşka bir anlam yüklemesi. Normalde büyü deyince aklımıza olağanüstü olaylar, dileklerin bir anda gerçekleşmesi ya da hayatın sihirli bir şekilde değişmesi gelir. Oysa bu kitapta büyü, bana göre insanın kendisini fark etmesiyle başlıyor. Çünkü bazen hayatımızı değiştiren şey, büyük ve mucizevi bir olay değil, içimizde aniden beliren küçücük bir farkındalık oluyor. “Ben neden böyle davranıyorum?”, “Gerçekten ne istiyorum?”, “Bunu kendim için mi istiyorum, yoksa başkaları benden bunu beklediği için mi?” ve “Değiştirmek istediğim şey gerçekten benim sorunum mu?” gibi sorular kulağa basit geliyor olabilir. Ancak insan bazen en çok da böyle basit görünen sorular karşısında durup düşünmeye ihtiyaç duyuyor.
Büyü Dükkânı benim için temelde kendini tanıma, farkındalık, değişim ve kabullenme üzerine kurulmuş bir kitap. İnsan çoğu zaman kendisini olduğu hâliyle kabul etmekte zorlanıyor. Eksik olduğunu düşündüğü yönlere takılıp kalıyor; daha güzel görünmek, daha başarılı olmak, daha çok sevilmek, daha güçlü olmak ya da daha az korkmak istiyor. Liste uzayıp gidiyor. Ama sürekli “bende olmayan” şeylere odaklandığımızda, elimizdeki güzellikleri fark etmek de zorlaşıyor.
Bence kitabın en düşündürücü taraflarından biri de değişim ile kabullenme arasındaki ince dengeyi göstermesi. Elbette insan değişebilir, gelişebilir, öğrenebilir. Ama her özelliğimizi düzeltilmesi gereken bir kusur gibi görmek bir süre sonra insanı çok yorabiliyor. Bazı korkularımız, hassasiyetlerimiz ya da alışkanlıklarımız bize bir şey anlatıyor olabilir. Belki de yapılması gereken, onları hemen yok etmeye çalışmak değil, önce anlamaya çalışmaktır. Çünkü kendimizi sürekli “daha iyi bir versiyonumuza” dönüştürmeye çalışırken mevcut hâlimizi küçümsememiz de mümkün. Bu yüzden Büyü Dükkânı bana yalnızca “değiş” demiyor; daha çok “önce kendine bak, sonra neyi neden değiştirmek istediğini anlamaya çalış.” diyor gibi geliyor.
Bir kitabı benim için değerli yapan şeylerden biri, kapağını kapattıktan sonra da zihnimde yaşamaya devam etmesidir. Okurken sık sık şunu düşündüm: “Ben bir büyü dükkânına gitseydim ne isterdim?” Belki geçmişimde değiştirmek istediğim bir olay olurdu, belki bir korkumu tamamen ortadan kaldırmak isterdim, belki de daha cesur olmak isterdim. Ama biraz düşündüğümde asıl soru şu oluyor: “Bunları değiştirmek gerçekten hayatımı daha iyi hâle getirir mi?” İşte kitabın etkisi de burada başlıyor. Çünkü insan bazen dileğinin gerçekleşmesinden çok, neden o dileği istediğini anlamaya ihtiyaç duyuyor. Yeşim Türköz’ün Büyü Dükkânı, masalsı anlatımının ardında insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye dair çok güzel sorular saklayan bir kitap. Okuyucuya önce “Hayatında neyi değiştirmek isterdin?” diye sorduruyor; sonra da bu soruyu biraz daha derinleştirerek “Neden değiştirmek istiyorum?” noktasına getiriyor. Bence kitabın asıl büyüsü tam da burada saklı. Belki hayatımızı değiştirecek sihirli bir dükkân gerçekten yok. Ama kendimizi tanımaya başladığımızda, düşüncelerimizi sorguladığımızda ve sahip olduklarımızı fark ettiğimizde kendi hayatımızda küçük ama anlamlı değişimler yaratabiliyoruz. Belki insanın aradığı büyü, dışarıda bir yerde değil; kendisini anlamaya başladığı anda ortaya çıkıyordur. Belki de bazı dileklerin gerçekleşmemesi kötü bir şey değildir. Çünkü bazen istediğimiz şey değil, ihtiyacımız olan şey bizi gerçekten değiştirir.
Leave a Reply